Ahşap Sanatının Çivisiz Şaheseri: Mahmut Bey Cami

Mahmut Bey Cami ,Kastamonu’da UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde bulunan tek eser olma özelliğini taşımaktadır

Eklenme: 09 12 2014 Saat: 12:55

İki yüzyıla yakın bir süre devam eden egemenlik döneminde Candaroğulları, başta Kastamonu olmak üzere hakim oldukları beldelerde günümüze kadar gelebilen çok sayıda eser bırakmışlardır. Bu eserlerin içinde en önemlilerinden biri de kuşkusuz “Emir Mahmut Camii” olarak da bilinen “Mahmut Bey Camii”dir. Dış mimari ifadesi ile sade bir görünüme sahip olan bu küçük caminin önemi, iç mekanında görülen ahşap işçiliği ve süsleme sanatının bir şaheseri olmasındandır. Çivi kullanılmadan yapılan bu cami aynı zamanda Kastamonu’da UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde bulunan tek eser olma özelliğini taşımaktadır.


Anadolu’da, sayıları pek az olan ahşap direkli, Selçuk dönemi camilerinden biri olan Mahmut Bey Camii, Kastamonu il merkezinin 20 km kadar kuzey batısında bugünkü Kasaba Köyü içindedir. Bazı kaynaklarda “Kasaba Örenciği” veya “Ilısu” gibi isimlerle anıldığı da bilinen Kasaba Köyü’nde bulunan başka bir cami, mescid ve iki hamam kalıntısı, köyün 14. yüzyılda önemli bir yerleşme merkezi durumunda olduğunu göstermektedir.

Giriş kapısının üstünde yer alan, küçük mermer üzerine oyulmuş Arapça kitabeden merhum Adil Bey oğlu büyük emir Mahmut Bey’in, hicri 768 (miladi 1366) senesi Ramazan ayında, caminin yapımını emrettiği öğrenilmektedir.
Mahmut Bey 776 hicri-1374 miladi tarihli vakfiyesinde Kasaba Köyü’ndeki arazisini caminin giderlerine karşılık olarak vakfetmiştir.

*Candaroğlu Mahmut Bey’in kişiliği konusunda herhangi bir yazılı kaynağa rastlanmamaktadır. Babası Candaroğlu Hanedanı’ndan 5. Bey olarak tahta çıkan Adil Bey, 1342-1366 yılları arasında hükümdar olmuş ve 1366 yılında ölümü ile yerine diğer oğlu Celaleddin Kötürüm Beyazıt geçmiştir. Candaroğlu Mahmut Bey hükümdarlık mevkiine geçememiş, babası yerine geçen ağabeyi Kötürüm Beyazıt’e “serasker” olarak görevde bulunmuştur.


Mahmut Bey Camii’nin, kareye yakın bir dikdörtgen biçimindeki planı, kalın taş duvarlarla çevrilidir. Caminin önünde, önü dışarıya açılan bir son cemaat mahalli yer almaktadır.

Dört adet yuvarlak ve kalın kesitli ahşap direk tarafından taşınan, yüksek tavanlı son cemaat mahallinden, cami iç mekanına girilir. Planın uzun ekseni üzerinde yer alan giriş kapısının iki yanı, son cemaat mahallinin tahta döşemeli, yükseltilmiş namaz kılma yerlerini oluşturmaktadır.

Kayıtlarda son cemaat yerini bitişik birtakım yapılarla, okul binasının olduğu, Candaroğlu Mahmut Bey’in annesi ile bazı akrabalarının mezarlarının da bitişik hazirede yer aldığına dair bilgiler mevcuttur.

Bu hazirede mevcut bir türbe yıkılmış ve içinde Mehmet Bey’e ait olan lahitler 1940’lı yıllarda Kastamonu Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiştir. Lahit taşı kitabelerinden Candaroğlu Mahmut Bey’in 1370 yılında vefat eden oğlu Mehmet Bey’e ait olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca Kastamonu’da, Kırkçeşme Mahallesi’nde medfun olan ve babası Şeyh Ahmed Siyahi Efendi adına türbesi bulunan, Şeyh Ahmed Hicabi Efendi’nin ziyarette bulunduğu Dai Sultan adlı zatın türbesinin de yer aldığı bilinmekte ise de buna dair herhangi bir iz görülmemektedir.

 Caminin ahşap işli, sanat şaheseri kapısı 1977 yılında hırsızlıkla çalınması sonucu bulunduktan sonra Kastamonu’da Liva Paşa konağı Etnografya Müzesi’nde teşhire konulmuştur. 

Kapının marangozluğunda kullanılan teknik, üzerindeki süslerde yer alan motifler ile girift yazılar, kapıyı inşa eden ustanın, Kastamonu şehrindeki İbn-i Neccar Camii kapısını inşa eden usta olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmeyen, ancak yaptığı işlerde yer alan tarihlerden, 1350-1367 yılları arasında yaşadığı kesin olarak belirlenen Nakkaş Mahmut oğlu Abdullah, İbn-i Neccar Camii kapısı ile Mahmut Bey Camii kapısını yaptığı tahmin edilen, 14. yüzyılda yaşamış, Ankaralı büyük Ahşap ustalarından biridir. Kapının Ankara’da yapılarak Kastamonu’da camide yerine konulduğu tahmin edilmektedir.

Kapıların ortasında birer büyük daireler ve alt-üst kısımlarında birer oval motifler ile kapı kanatları bordürlerinde; nebati rumi, palmet, kırık dal ve stilize geometrik motifler işlenmiştir. 
Kapı kanatlarının altındaki dikdörtgen çerçeveler içinde yine stilize geometrik motiflerle kabartma işlenmiştir. Yine kapı kanatlarının üstlerindeki birer, işli kapı çekme halkaları, maden işi sanatının güzel parçalarıdır. 

*Üzerinde yazı bulunmayan ve pek az parçası kalmış olan minberin de aynı ustanın eseri olduğu tahmin edilebilir. 

Mahmut Bey Camii’nde müezzinler mahfilinden başka, birbiri üzerinde iki mahfil daha vardır. Birincisi cami girişinin üstünde, camii iki uzun beden duvarı arasında enlemesine geçen ve sahından karşılıklı iki merdiven ile çıkılan mahfil. Bunun üstünde, birinci mahfilden çıkılan ve cami uzun aksının iki yanında, simetrik iki bölüm halinde (ortası boş) yer alan üst mahfil. Müezzinler mahfili ise cami batı duvarı tarafında sahın ile birinci mahfil arasında kalan seviyede, minbere doğru çıkıntı yapmış, küçük bir alandır.

Birbirinden farklı seviyelerdeki bu mahfillerin döşemeleri, yapının beden duvarları ve ana direklerine oturmayıp, duvar yüzlerine yanaşık, bağımsız ahşap direkler vasıtasıyla taşınmaktadır. Bu mahfillerin ahşap döşeme kirişleri, cami tavanına benzer şekilde işlenmiş ve nakışlarla süslenmiştir.

Böylece plan alanı bakımından küçük bir mabed olan Mahmut Bey Camii’nde, sahın ile beraber dört ayrı düzlemde namaz kılınmaktadır. Müezzinler mahfili dışında kalan mahfiller ile sahında kimlerin namaz kıldıkları, İbni Batuta Seyahatnamesi’nde yer alan bir gözlem ile karşılaştırıldığında, bazı ipuçları çıkmaktadır.
Bedreddin Şucaeddin Gazi I. Süleyman Bey (1300-1340)’in hükümdarlığı sırasında Kastamonuyu ziyaret eden İbni Batuta Süleyman Bey’in Kastamonu’da saraydan uzak olan, üç katlı ahşap bir camide, Cuma günleri kıldığı namazı anlatırken; sahın ile mahfillerin kimler tarafından kullanıldığını açıklamış. Sahında sultan (bey), kadılar, alimler, yüksek rütbeli askerler, bunun üstündeki mahfilde, sultanın kardeşi, hademeleri ve şehir halkından bazı kişiler ve onun üstünde yer alan mahfilde ise, veliaht ile köleleri, hizmetkarları ve halkın namaz kıldığını ifade etmiştir. 
Mahmut Bey Camii ile İbni Batuta’nın tarif ettiği caminin kesitleri arasındaki bu yakın benzerlik, Mahmut Bey Camiindeki sahın ve mahfillerin benzer şekilde kullanıldığı düşüncesini doğurmaktadır.
 

 



Whatsapp

Yorumlar

İLGİLİ

1 2 3